Page 18 - Kapak

Basic HTML Version

lirler. (trafik kazası sonucu acil servise getirilen 4
yaşındaki erkek çocuk, beyin cerrahi uzmanınca
değerlendirilmesi sonucunda herhangi bir nörolojik
problem düşünülmemiş ve çocuk cerrahi konsültas-
yonu istenmiştir. Çocuk cerrahi uzmanı yaptığı batın
ponksiyonunda kan gelmemesi üzerine kendisini il-
gilendiren bir problem olmadığını belirtmiştir. Şahıs
beyin cerrahi uzmanınca gözlem amacı ile yatırılmış
yatışının 3. saatinde ölüm gerçekleşmiştir. Çocuğa
ait dosyada 1 ünite kan verildiği dışında bilgi yoktur.
Yapılan otopside çocukta karaciğerde laserasyon
saptanmıştır. Bu olguda tanı ve takipte tıbbın gerek-
tirdiği özen ve dikkat gösterilmemiştir. Bu olguda
çocuğun ailesi oluşan maddi ve manevi kayıplarının
tanzimi için dava açabilirler.)
Ceza kanunumuzda mesleki uygulamalar sırasında
verilen zararlarla ilgili olarak sağlık çalışanları için
ayrı bir düzenleme yoktur. Düzenleme genel tanım-
larla ifade edilen maddelerde karşılığını bulmakta-
dır. Ülkemizde sınırları iyi belirlenmiş bir malprak-
tis yasasının olması gereklidir.
4-Sebep sonuç ilişkisi (illiyet bağı); hekimin kusuru
nedeniyle sorumlu olması için ortaya çıkan zarar ile
kusurlu olduğu iddia edilen davranış arasında ilişki
olmalıdır. Hekimin uyguladığı tıbbi yardım sırasın-
daki kusuru doğal gelişmeyi etkilemiş ve zararlı so-
nucun gerçekleşmesini sağlamış ise illiyet bağı (se-
bep sonuç ilişkisinin olduğu) kabul edilir. (örneğin;
yapılan ameliyat sonrasında şahsın batın boşluğunda
bir spanç unutulup daha sonra bu nedenle peritonit
gelişirse şahısta oluşan bu zarar ile ameliyat sıra-
sında ki hekim dikkatsizliği arasında bir illiyet bağı
kurulabilir, hatta sıklıkla peritonit gelişmeyip tesa-
düfen saptandığı zaman bile hastanın bir kez da ha
ameliyat olması gerektiği için hekim sorumluluğu
gündeme gelecektir.)
İnsanlarımızdaki sağlık bilincinin yükselmesi ile
sağlık çalışanlarından beklentileri artmakta ve he-
kimler hakkında hatalı tıbbi uygulama yaptıkları
konusundaki başvurular çoğalmaktadır. Bu nedenle
hekim hastanın yararı kadar kendini korumak için-
de gerekli özen ve dikkati göstermeli, yaptığı tüm
işlemleri dosyasına kaydetmelidir. Göstereceği bu
özen-dikkat hastanın yararını beraberinde getirecek-
tir.
Kaynaklar;
1. http://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5237.html
2. Aşcıoğlu Ç. Tıbbi Yardım ve El Atmalardan Doğan Sorumluluk. Tekışık
ofset tesisleri. Ankara-19933.
3. Alper B, Çekin N, Gülmen MK, Hilal A, editörler. Adli Tıp. Çukurova Üniver-
sitesi Tıp Fakültesi Yayınları Adana 2007.
4. http://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa_2011.pdf
5. Koç S,Yorulmaz C. Hekimin Yasal Sorumlulukları. Soysal Z, Çakalır C.Adli
Tıp. İstanbul Üniversitesi Basımevi-1999.
6. Hakeri H. Sağlık Hukuku . seçkin yayınları 5. Baskı 2012.
1980’li yıllardan itibaren “Küreselleşme” ve “Yeni
Dünya Düzeni” aldatmacalarının sonucunda toplum-
da bireyselciliğin öne çıkarılarak apolitizasyon süreci
başta sendikalar olmak üzere tüm meslek odalarında
da ne yazık ki başarılı olmuştur. Buna bir de 12 Ey-
lül 1980 sonrasının kültürsüzleştirme ve depolitizas-
yon sürecini de eklediğimizde yıllardır “Demokratik
Kitle Örgütleri” veya “Sivil Toplum Kuruluşları”
adı altında bütünleşen yeri geldiğinde ülkemizdeki
demokratik açılımlar açısından da önemli görevler
üstlenen bu örgütleme yapısı, sistemin dayatması ve
karşı örgütlenmeler yaratılması sonucu siyasal altya-
pıdan uzak bir topluluklara dönüşmüştür. Özellikle
apolitizasyon ve bireyselleştirme politikaları sonu-
cunda toplumda meslek sahiplerine, herkesin kendini
kurtaracak girişimleri yapması için fırsatlar olduğu ve
bunun içinde “meslek odaları” benzeri örgütlere gerek
olmadığı kabul ettirilmeye çalışılmış ve bunda da ba-
şarılı olunmuştur. Özellikle 12 Eylül 1980’den sonra
topluma dayatılan bireyselcilik ve köşe dönme zihni-
yeti zamanla toplumun her kesiminde kabul edilmiş,
yazılı ve görsel medya aracılığıyla bu tutum giderek
özendirilmiştir. Bireyselciliğin tek başına kurtuluş ol-
mayacağı tarihte acı örneklerle yaşanmıştır. Sağlıklı
yaşamaya ilişkin koşulların ancak bütünsel bir bakış
acısıyla, örgütlülük temelinde sağlanabileceğini kabul
ettirmek ise zor bir çabayı gerektirmektedir. Mesleği-
miz açısından bu çabanın gösterilebileceği en önemli
yer yıllardır “TABİP ODALARI” ve bunun bütünlü-
ğünü oluşturan “TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ”dir.
Genel olarak baktığımız zaman tabip odaları, son yıl-
lara kadar büyük şehirlerdeki yönetime talip olanların
çabaları hariç tutulursa birçok yerde hekimlerin uzak
durduğu, uzman hekimlerin muayenehane açmak için
üye oldukları “rutin oda” işlevi olarak görülmekte-
dir. Günümüzde muayenehaneler kapatıldığı için
bunu yerini özel hastaneler ve oralarda çalışan hekim
arkadaşların çalışmaları için zorunlu olarak üye ol-
dukları odalara dönüşmüştür. Aslında bir çok yerde
“Odaların” işlevselliği az sayıda gönüllü aktivistler
üzerinde sağlanmakta ve seçim süresince bu sayı bi-
raz artmakla birlikte yine de yeterli olmamaktadır. Bu
durum odayla dar kadroların ilgilenmesine ve süreçte
de odalar eleştirilere maruz kalmaktadır. Bu eleştirile-
rin muhatabı her ne kadar odayla veya TTB ile ilgile-
nen arkadaşlar olmakla birlikte asıl muhatabın odaya
katkı koymayan diğer hekimlerin olması gerektiğidir.
Seçim zamanı veya sonrasındaki birkaç günde olan
yoğunluk, sonrasında yerini tekrar odaları kaderleri-
ne terk etmektedir. Burada ki esas olay hekimlerin
hukuk
TABİP ODALARI VE TTB ÖZELİ
artı
49
16