Hekimve hasta ilişkisinde son yıllarda ciddi bir dönü-
şüm sürecindeyiz. Teşhis ve tedavi sürecinde hasta-
nın daha katılımcı, bilinçli olması hedeflenmektedir.
Bu süreci yönlendiren Sağlık Bakanlığı ve yargıdır.
Yine Dünya Sağlık Örgütü bildirgeleri, Amsterdam
Bildirgesi, Lizbon Bildirgesi, Bali Bildirgesi ve Bİ-
YOTIP sözleşmesi hükümleri bu sürece katkı sağla-
mıştır. Doktorlarda yasal düzenleme, yönetmelik ve
yargı içtihatlarına göre bu sürece alışmaya çalışmak-
tadırlar. Ülkemizde genel eğitim seviyesi ve hasta
profili, tıp eğitimi, hasta-hekim ilişkisindeki örf ve
adetler gereği hastaneler doktor merkezli olarak iş-
lemekteydi. Görünen odur ki, hekim merkezli süreç
hasta merkezli sürece yönelmektedir. Hastaların bir-
çoğu artık hastalıkları hakkında çok rahat bilgi sahibi
olabilmektedir. Keza hakları konusunda bilgi sahibi
olmak için, Google’a girmeleri yeterli olmaktadır.
Bu sebeple hekimlerinde artık daha fazla duyarlı ve
bilinçli olmaları gerekmektedir. Hiç bir hekim has-
tasına zarar vermek istemez, tam tersi yaşatmak ve
iyileştirmek için her türlü fedakârlığı yapar. Hekim-
ler bu anlamda en kutsal işi yapmaktadırlar. Bu an-
layış hasta ve hasta yakını için her şey iyi gittiğinde
devam eder. Fakat teşhis ve tedavide bir problem,
eksiklik veya hasta ve hasta yakınında şüphe başladı-
ğında kutsal sayılan anlayışın yerini; hakkını arama
mücadelesi alır. Bu temel bir gerçektir. Hak ve hak
arama süreci önümüzdeki dönemlerde daha etkin
bir şekilde devam edecektir. İşte tam da bunun için,
doktorların bu süreçte daha fazla duyarlı ve bilinç-
li olmaları zorunluluk arz etmektedir. Hasta-hekim
ilişkisindeki bu dönüşüm çok yeni sayılmaktadır.
Bu süreçte hekimler mutlaka kendilerini korumak
ve güvence altında çalışmak için birçok yöntem ge-
liştireceklerdir. Mesleklerini daha rahat yapabilmek
ve mevcut kazançlarını korumak için mutlaka çare
arayışı içerisinde olacaklardır. Bu arayış ve çözüm
yolu bulma eğilimi de çok normaldir. Benim bugüne
kadar katıldığım toplantı, panel ve sempozyumlarda-
ki gözlemim şudur; hekimler daha çok mevcut deği-
şimi kabul etmeme yönünde hareket etmektedirler.
Toplantıların birçoğunda yaşanan olaylar ve yargı
içtihatları ile bilgilendirme yapmama rağmen, sev-
gili hekimler bu hukuki gerçekliği ve süreci yadsı-
makta ve kabul etmemektedirler. Yasal düzenleme
ve yargı içtihatlarını yok sayarak veya kabul etmeme
yönünde eğilim gösterme, bence hekimlere yarar ye-
rine zarar getirmektedir. Neticede mahkeme karar-
ları ve Yargıtay içtihatları herkes için bağlayıcıdır.
Yargı kararlarının içeriğini tartışabiliriz, bu kararlar
konusunda yorum yapabiliriz, olumsuz görebiliriz,
ama neticede uymak zorundayız. Mevcut durum
böyle iken, bu kararları bence daha farklı bir bakış
açısı ile değerlendirmeliyiz. Bu kararlardaki olum-
suz sonuçlara maruz kalmamak için hangi hukuki
tedbirleri alabiliriz, düşüncesi içerisinde olmamız
daha akılcı bir çözümdür. Bu konuda tıp fakülteleri,
tabip odaları, hekim dernekleri çeşitli proje ve prog-
ramlar geliştirmelidir. Hekimlerin korunması ve gü-
vence içerisinde çalışması için neler yapılabiliri daha
fazla gündemde tutmalı ve uğraş içinde olunmalıdır.
Türkiye’de ortalama yılda 35.000 kişi hastane orga-
nizasyonunda ya sakat kalmakta ya da ölmektedir.
Bu ölüm ve sakat kalmaya sebebiyet veren durum
%70 oranında sistemdir. Yani hastanelerin fiziki
şartları, personel yetersizliği, teknolojik yatırım,
yönetme bozukluğudur. Bu %70 oranı içerisinde he-
kim kusuru ve özensizliği söz konusu değildir. Fa-
kat öyle bir algı var ki; hastanede olumsuz olan her
şey doktorlara mal edilmektedir. Her olayın altında
doktor kusuru ve özensizliği aranmaktadır. Yukarıda
da belirttiğimiz gibi gerçek bu değildir. Onun için
hekim ve hekim örgütlerinin bu algıyı değiştirme-
leri için gerçeği hasta ve hasta yakını, kamuoyu ile
paylaşmaları gerekmektedir. Sistem sorunu ve olum-
suzlukları ile ilgili bilimsel araştırma ve çalışmalar
yapılarak hastalar ve kamuoyu ile paylaşılmalıdır.
Bu çalışma hem hasta nezdinde doktora olan güveni
arttırır, hem de yönetenlerin tedbir almasını, düzen-
leme yapmasını sağlar. Eğer bu somut gerçeklik çok
net bir şekilde anlatılır, bu konuda kamuoyu yaratılır
ise hedefte yönetenler ve idareciler olacaktır, doktor-
lar da hedef olmaktan bir nebze kurtulmuş olacaklar-
dır. Sistem sorununu en çok hasta güvenliği ve hasta
hakları dernekleri dile getirmektedir. Hekimler ve
hekim dernek ve örgütleri sahip çıkmayınca da bir
türlü olay anlatılamıyor veya sonuç alınamıyor. Bu,
benim birinci önerimdir.
Av. Bülent MARAKLI
Adana Barosu Yön. Kur. Üyesi
hukuk köşesi
HEKİM–HASTA İLİŞKİSİNDEKİ HUKUKSAL DEĞİŞİM
artı
49
6