Page 9 - Kapak

Basic HTML Version

Hekimler ve tabip odaları zorunlu mesleki sorum-
luluk sigortasına da karşılar. Sigorta güvencesinin
hasta ve hasta yakınlarını dava açmaya özendirdiğini
ve haklı haksız davaların daha fazla açılacağı endi-
şesi içerisindedirler. Bu eleştiriler ve farklı çözümler
daha da geliştirilerek yapılmalı ve yapılacaktır da.
Bu konuda hem fikiriz. Fakat bir gerçeklik var, zo-
runlu sigorta uygulaması hali hazırda devam etmek-
tedir. O zaman bence bu sigortadan etkin olarak nasıl
faydalanabilirizi de tartışmalıyız. Neticede doktorlar
prim ödeyerek poliçe satın almaktadırlar. Bu poli-
çeden en etkin nasıl yararlanacaklarını da bilmeleri
haklarıdır. Benim gördüğüm en büyük sıkıntı, dava
açıldıktan sonra avukatlık ücreti ve mahkeme gider-
leri konusunda hekimlerin büyük paralar ödemek
zorunda kalmalarıdır. Çünkü hali hazırdaki zorunlu
mesleki sorumluluk poliçeleri bu avukatlık ücreti ve
mahkeme masraflarını karşılamamaktadır. Doktorlar
ek bir cüzi prim ödeyerek hukuksal koruma alabilir-
ler. Bu imkânları sunan poliçeler de var. Bu teminat-
ları alarak avukatlık ücreti ve mahkeme giderlerini
de ödemekten kurtulma şansı mevcutken, hekim-
lerin bundan mahrum bırakılması ve büyük paralar
ödemek zorunda kalmaları da gerçekçi değildir. Bu
yönde çalışma yapılması da ikinci önerimdir. Geli-
şen hukuki sürecin etkin bir şekilde takip edilmesi
için hukukçulardan destek alınmalıdır. Özellikle son
yıllarda verilen kararların daha iyi anlaşılması ve
gerçekten de tedbir alınmasını, yöntem değişikliğine
gerek duyulmasını hissettirecek birkaç kararı özetle
aşağıda yazıma alıyorum. Sorunlar ve değişim süreci
bir makaleye sığdırılamayacak kadar fazla tabi. Tüm
hekimlere çalışma yaşamında başarılar ve sorunsuz
günler dilerim.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi Esas: 2011/3954 Karar:
2011/14623 Tarih: 18.10.2011
‘’ Taraflar arasındaki ilişki vekâlet sözleşmesi olup,
dava davalı doktorun vekâlet sözleşmesinden kay-
naklanan özen borcuna aykırılık olgusuna dayan-
maktadır. Vekil, iş görürken yöneldiği sonucun elde
edilmemesinden değil, bu sonuca ulaşmak için yap-
tığı uğraşların özenle görülmemesinden sorumludur.
Vekilin sorumluluğu genel olarak işçinin sorumlulu-
ğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil, işçi gibi özenle
davranmak zorunda olup, hafif kusurundan bile so-
rumludur. O nedenle doktorun meslek alanı içinde
olan hafif dahi olsa bütün kusurları sorumluluğun
unsurları olarak kabul edilmelidir. Doktor ufak te-
reddüt gösteren durumlarda bu tereddüdü ortadan
kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada koruyu-
cu tedbirler almak zorundadır. Tedavi esnasında titiz
bir özen göstermeyen vekil vekâlet görevini gereği
gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.
Mahkemece, alınan Adli Tıp Kurumu raporunda
olayların gelişimi yazıldıktan sonra, soyut bir ifa-
deyle, sol gözdeki değişikliklerin ve görme kaybının
retina dekolman cerrahisinin komplikasyonu olduğu
bildirilmesine rağmen, bu komplikasyonların neler
olduğu, davacının gözündeki hastalığın tedavisinde
kullanılabilecek başka bir yöntem olup olmadığı, da-
vacının daha önceki bir aşamada daha gelişmiş bir
hastaneye sevk edilmesi halinde sonucun daha farklı
olup olmayacağı üzerinde durulmamıştır. Rapor bu
haliyle yetersiz olup, hükme esas alınması olanaklı
değildir. Bu itibarla mahkemece konusunda uzman
üniversite öğretim üyelerinden oluşturulacak üç kişi-
lik bilirkişi kurulundan taraf, mahkeme, ve Yargıtay
denetimine elverişli açıklayıcı ve gerekçeli rapor alı-
narak hasıl olacak sonucu uygun bir karar verilmesi
gerekir. Mahkemenin değinilen bu yönleri gözardı
ederek eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verme-
si usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.’’
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi Esas: 2008/4519 Karar:
2008/10750 Tarih: 18.09.2008
‘’Davalı doktor, davacının şikayeti üzerine Onur Ku-
rulu’nda verdiği 23.09.2005 günlü ifadesinde, dava-
cıya yapılacak işlemin ayrıntılarını anlattığını, dolgu
malzemesinin doğal bir madde olduğunu söylediğini,
ancak her maddenin alerji yapma riski bulunduğunu,
nadir de olsa bir komplikasyon oluşursa tedavi edile-
bileceğini anlattığını, ancak bu hususları kayıt altına
almadığını, o zamanlar onama belgesi alınmadığını
bildirmiştir. Davalı, davacıyı müdahalenin kompli-
kasyonları konusunda aydınlattığını yazılı belge ile
ispat edemediği gibi, beyanında geçen komplikasyon
oluştuğu durumda tedavisinin de mümkün olmadığı
anlaşılmaktadır. Hükme esas alınan bilirkişi rapor-
larında davalı doktorun, davacıyı aydınlatma borcu-
nu yerine getirip getirmediği tartışılmamıştır. Eksik
inceleme ve araştırma sonucu hüküm kurulamaz.
O halde, mahkemece yukarda açıklanan hususlarla
ilgili olarak varsa taraf delillerini topladıktan sonra
davalının aydınlatılmış onam alma yükümlüğünü
yerine getirip getirmediği, giderek kusuru bulunup
bulunmadığı yönünde inceleme yapılmak üzere, dos-
yanın tomar halinde üniversitelerden seçilecek konu-
sunda uzman bilirkişilere teslimi ile taraf, mahkeme
ve Yargıtay denetimine açık, ayrıntılı ve gerekçeli
rapor tanzim edilmesinin istenmesi gerekçeleri ile
yerel mahkeme kararının bozulmasına karar veril-
miştir. ‘’
hukuk köşesi
artı
49
7